8 Şubat 2009 Pazar

Hz. Nuh & Hz. İbrahim Kürt Soyu Üzerine Bir Araştırma

Nuh Aleyhisselâm Yeryüzünde, küfrün yayılmasından sonra, insanları İslâm dinine davet etmek için Allâh, Nuh (aleyhisselam) adında bir Peygamber gönderdi. İnsanları, bir ve tek olan,eşi ve benzeri olmayan,uluhiyette ortağı olmayan Allâh’ın ibadetine davet etti.Nuh Peygamber ile İdris Peygamber arasındaki geçen zaman bin yıldır.Nuh Peygamber insanlara : ” Ey insanlar ! Allâh’tan başka taptığınız şeyleri bırakıp yalnızca Allâh’a tapın.O beş puta tapmayı bırakıp yalnızca ibadete müstahak olan Allâh’a ibadet edin , O’na tapın ” derdi.Kâfirleri Allâh’ın ibadetine davet etmek için ilk gönderilen Resul Nuh aleyhisselamdır.NUH’UN GEMİSİNuh Peygamber 950 yıl boyunca insanları tek ilâh olan Allâh’ın ibadetine davet etmesine rağmen insanların çoğu Nuh Peygamberi yalanlıyor, Onunla alay ediyor ve Ona eza veriyorlardı. Daha sonra Allâh, kendisine ( Nuh’a ) kavminden iman edenlerden başka kimse iman etmeyeceğini vahyetmiştir. Nuh Peygambere iman edenlerin sayısı 83 kişi civarındaydı. Nuh Peygamber Kâfirlere beddua etti. Allâh-u Teâlâ ”Nuh” Sûresinin 26. âyetinde Nuh’un bedduasının hakkında şöyle buyuruyor: وَقَالَ نوُح ٌرَبِّ لاَ تَذَرْ عَلىَ الأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّاراً Anlamı : ” Ey Rabbim! Yeryüzünde hiçbir kâfiri canlı bırakma.”Allâh, Nuh Peygambere bir gemi yapmasını vahyedip onu nasıl yapacağını öğretti. Gemiyi yaptıktan sonra kendisi bindi ve ona iman eden üç çocuğunu eşleriyle beraber ve akrabası olmayan fakat kendine iman edenleri de bindirdi.O gemiye inek, koyun ve sayre gibi hayvanlardan bir erkek ve bir dişi olmak üzere ikişer ikişer bindirdi.Sonra Allâh, yerlere sularını fışkırtmasını göklere sularını indirmesini emretti. Sular bütün yeryüzünü kapladı. Sadece gemi ve içindekiler kurtuldu.Cudi DağıAllâh, Nuh Peygamberi yalanlayıp putlara tapmaya devam eden bütün insanları yeri kaplayan suyla boğdu. Sonra gökten inen sular durdu, yerler de üstündeki suları yuttu. Yerler tufandan önceki gibi kupkuru oldu. Gemi Irak’ta bulunan Cudi dağında durdu. Sonra Nuh Peygamber ve beraberindekiler yeryüzüne indiler.Nuh Çocuklarının ZürriyetiNuh Peygamberin gemisi Cudi dağında durdu. Nuh Peygamber ve kendine iman edenler yere indiler.Gemiden inenlerden hiç birinin çocuğu olmadı, yalnız Nuh Peygamberin iman eden Sêm, Hâm ve Yêfis adlı üç çocuğun çocukları oldu.Arap, Acem, Hint, zenci ve diğer bütün insanlar Nuh Peygamberin üç çocuğunun zürriyetindendir.İBRAHİM ALEYHİSSELAMHz. İbrahim Ulü’l-Azm denilen büyük peygamberlerden biridir. Ulü’l-Azm denilen peygamberler, Hz. Muhammed aleyhisselâm, Nûh aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâm, Musa aleyhisselâm ve İsa aleyhisselâm olmak üzere beş peygamberdir.İbrahim aleyhiselâm, Hz. Nuh’un oğullarından Sam’ın soyundandır. Babasının ismi Azer, annesininki ise Emile’dir. Kendisi, İsa aleyhisselâmın doğumundan yaklaşık iki bin yıl önce doğmuştur. Nuh peygamberin çocukları yeryüzüne dağıldıktan sonra Ham’ın soyundan Nemrut adında bir adam, bir çok kabileleri başına toplayarak Babil’de, şimdiki Musul şehrinin bulunduğu yerlerde Babil hükümetini kurmuştu. Babil ülkesine Geldenistan denildiği gibi, hükümdarlarına da Nemrut denirdi.İbrahim aleyhisselâm daha doğmadan Nemrut rüyasında bir yıldızın doğduğunu görmüştü ki, yıldızın parlaklığı ayın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu. Bunu tabir eden Nemrut’un kahinleri, “Ülkede şu yılda bir çocuk doğacak, halkın dinini değiştirecek. Senin ölümün onun elinden olacaktır”, dediler. Bu haberi alan Nemrut yeni doğan erkek çocukların öldürülmesini emretti. Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar öldürüldü. İbrahim aleyhisselâmın annesi ise; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evinden çıkarak yakınlarda bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim aleyhisselâmı orada doğurdu. Annesi; yeni doğan bir çocuk için ne yapmak lazımsa hepsini yaptıktan, Hz. İbrahim’i sarıp sarmaladıktan sonra, mağaranın ağzını kapatarak evine döndü. Ara sıra gelip oğlunu yoklamayı ve onu beslemeyi de ihmal etmedi. İbrahim aleyhisselâm bazen baş parmağını ağzına alıyor ve Yüce Allah’ın özel bir ikramı olarak karnını doyuruyordu. İbrahim aleyhisselâm, mağarada bir günde bir haftalık, bir haftada bir aylık ve bir ayda bir yıllık gibi hızla büyüdü. Mağarada on beş ay kaldıktan sonra o yıl doğan bir çocuk olduğu anlaşılmadığı için dışarı çıkarıldı.Hz. İbrahim’in dünyaya geldiği sıralarda Babil halkı arasında sapık bir din türemişti. Halk, güneşe, aya, yıldızlara, putlara ve hükümdarlara tapmakta idi. Ayrıca bu kavim yıldızlara ait bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ayın tutulacağı tarihi hesaplarlardı. İbrahim peygamberin babasının adı Azer’di ve o da putçulukla uğraşmaktaydı. Yüce Allah, bu kavmi doğru yola iletmesi için İbrahim aleyhisselâma Cebrail aleyhisselâmı gönderip dinini öğretti ve kendisini kavmine peygamber olarak gönderdi. Ona on sayfalık bir kitap verdiHz. İbrahim, Babil halkına gerçek dini bildirmeye başladı, onları hak dine çağırdı. Doğup batan, sönüp giden şeylerin tapılmaya uygun bulunmadığını onlara söyledi. Bir gün, tüm şehir halkı, çoluğuyla-çocuğuyla, kadınıyla erkeğiyle bayram için şehir dışına çıkmıştı. İbrahim aleyhisselâm bu sırada puthaneye girdi ve eline geçirdiği baltayla oradaki putları, böğürlerinden vurup yaraladı. Baltayı da en büyük putun boynuna astıktan sonra, puthaneden çıkıp gitti. Kavmi şehre döndüğünde putların yaralanmış olduğunu görünce İbrahim aleyhisselâmdan şüphelendiler ve O’nun yanına geldiler ve bu işi kimin yaptığını sordular. Hz. İbrahim: “Eğer söyleyebilirse sorunuz; bunu büyük put yapmıştır.” dedi. Bunun üzerine kavmi:“Hiç cansız olan bir put böyle bir şey yapabilir mi?” diye itiraz ettiler. Hz. İbrahim de: “Madem ki bunlar cansız, ellerinden bir şey gelmez şeylerdir, artık niçin bunlara tapıyorsunuz?” dedi. İbrahim aleyhisselâm bu cahil kavme, ne kadar sapıklık ve anlayışsızlık içinde kaldıklarını bu hareketi ile anlatmak istemişti. Bunun üzerine hepsi biraz sustular, cahilliklerini anlar gibi oldular. Ne yazık ki, cehâlet gururları tekrar baş gösterdi ve sapkınlıklarında ısrar ettiler. Durumu haber alan Nemrut, İbrahim aleyhisselâmın kendi huzuruna getirilmesini emretti. Hz. İbrahim onun huzuruna götürüldü. Mesele yeni baştan ele alındı. İbrahim aleyhisselâm Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığını, putların kimseye fayda ve zarar vermeyen mahluklar olduklarını bir kere de Nemrut’un yüzüne karşı söyledi. Nemrut ise kendisinin ilah olduğunu iddia etti ve:“Söyle bakalım senin Rabbin kimdir?” dedi. Hz. İbrahim: “Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir.”, dedi. Bunun üzerine Nemrut:“Ben de hayat verir ve öldürürüm.” dedi ve zindandan iki kişi getirterek birinin boynunu vurdurdu diğerini ise serbest bıraktı. Tekrar İbrahim aleyhisselâma dönerek:“İşte gördün! Ben de hayat verdim ve öldürdüm.” dedi. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm, şu mânidar sözleri söyledi:“Benim Rabbim, güneşi doğu taraftan getirir. Haydi sen de onu batı taraftan getir.”Bu defa kâfir Nemrut sendeledi. Beklemediği bir teklifin karşısında kalmış, şaşırmıştı. Ama o iman etmek yerine Hz. İbrahim’i cezalandırmaya karar verdi ve hemen büyükçe bir ateşin yakılmasını emretti. İbrahim aleyhisselâm Nemruta karşı gelmenin cezası olarak ateşe atılacaktı. Ateş için üç ay boyunca odun toplandı. Bunlar bir ocağa koyuldu ve ocak her taraftan tutuşturuldu. Ateş o kadar alevlenmişti ki, uçan kuşlar oradan geçecek olsalar hararetin şiddetinden yanıp kavruluyorlardı. İbrahim aleyhisselâmı yüksekçe bir yere çıkardılar, ellerini ve ayaklarını bağladıktan sonra mancınıkla ateşin ortasına attılar. Fakat ateş Yüce Allah’tan “Ey Ateş! İbrahim’e karşı serin ve selâmetli ol” emrini almıştı. Bu sebeple ateş, bir gül bahçesi oldu ve İbrahim aleyhisselâmı yakmadı, sadece İbrahim aleyhisselâmın el ve ayaklarında bulunan ipleri yaktı ve Onun serbest kalmasını sağladı. İbrahim aleyhisselâm ateş içerisinde kırk elli gün kaldı. Allah'ın bu mucizesini görenlerden bazıları Ona iman ettiler. Ateşin Hz. İbrahim’i yakmadığını gören Nemrut Onu serbest bıraktı. Bu olaydan sonra Hz. İbrahim’e, amcasının kızı Sâre de iman etti. Hz. İbrahim de otuz yedi yaşında iken, Hz. Sâre ile evlendi. İman eden bir başka şahıs da Hz. İbrahim’in kardeşi Harran’ın oğlu Lût idi. İbrahim aleyhisselâm, iman edenlerle birlikte kendi aile halkını yanına alarak Şam memleketine hicret etti. Nemrut, Hz. İbrahim’den sonra yine saltanatını aynı hızla, aynı dalalet içinde devam ettirme sevdasındaydı. Lakin durup dururken burnuna giren sinek her şeyi alt üst etti. Ne yapıldıysa, sinek bir türlü çıkarılamadı. Sinek adım adım ilerliyor, ilerledikçe Nemrut deli divâne oluyordu. Nihayet Nemrut’ta onu vura vura öldüreceği kanaati hasıl oldu. Kendi kafasına balyozla vurulmasını emretti. İndirilen balyoz darbeleri sineğin önüne geçen şeyi kemirerek beyne kadar gitmesine mani olamadı ve Nemrut balyoz darbeleri altında son nefesini verdi. İlahlık iddia eden Nemrut küçük bir sineğe mağlup olmuştu.İbrahim aleyhisselâm zevcesi Sâre ile birlikte Mısır’a vardığında orada Mısır Meliki anlamına gelen Firavunlardan Sinan b. Ulvan hüküm sürmekteydi. İbrahim aleyhisselâm ve eşi şehre girince şehrin giriş kapısındaki vazifeli müfettişler, Hz. Sâre’yi görür görmez yüzünün güzelliğine hayran oldular ve bunu Firavun’a bildirdiler. Bunun üzerine Firavun İbrahim aleyhisselâmı sarayına getirtti ve yanındakinin kim olduğunu sordu. İbrahim aleyhisselâm “Kardeşimdir” diyerek cevap verdi. İhtimal ki Hz. İbrahim, karım dediği zaman Firavunun kendisini öldürüp, Hz. Sâre’ye sahip olma arzusuna kapılacağını, kardeşimdir derse kendisini öldürmekten vazgeçip sadece Hz. Sâre’yi alma derdine düşeceğini, Yüce Allah’ın ise buna izin vermeyeceğini düşünmüştü. Ve nitekim böyle de oldu. Daha sonra, Hz. Sâre’yi sarayına getirten Firavun, Ona elini uzatmak istedi fakat eli tutulakaldı. Firavun Birkaç defa daha, Hz. Sâre’ye dokunmak için teşebbüs ettiyse de, her defasında donakaldı ve yerinden kımıldayamadı. Bunun üzerine de Hz. Sâre’yi serbest bıraktı ve Ona bol ikramlarda bulundu. Takdim edilen hediyeler arasında Hacer isimli bir cariye de vardı.İbrahim aleyhisselâm ve tabileri daha sonraları Filistin topraklarına yerleştiler. Yüce Allah, İbrahim aleyhisselâma mal ve servet bolluğu verdi. Kendisi burada konuklarına bol bol ikramlarda bulundu. Hz. İbrahim’in oğlu olmuyordu. Kendisi Allah’tan oğul diledi ve, “Ey Rabbim bana salihlerden evlat nasip et” diye duada bulundu. Bu sırada Hz. Sâre bir hayli yaşlanmış ve İbrahim aleyhisselâma çocuk veremeyecek hale gelmişti. Bunun üzerine cariye olan Hz. Hacer’i, İbrahim aleyhisselâma bağışladı ve onunla evlenmesini teklif etti. İbrahim aleyhisselâm da Hz. Hacer ile evlendi. O güne kadar cariye-hizmetçi durumunda olan Hz. Hacer artık evin ikinci hanımı olmuştu. İbrahim aleyhisselâm seksen altı yaşında bulunduğu bir sırada, İsmail aleyhisselâm Hz. Hacer’den doğdu. İbrahim aleyhisselâmın ikinci oğlu olan İshak aleyhisselâm ise, Hz. Sâre’den dünyaya gelmiştir. İsmail aleyhisselâm ile aralarında on dört yaş farkı vardır. Hz. Sâre, İsmail aleyhisselâmın doğumundan sonra, Hz. Hacer’i kıskanmaya, çekememeye başladı. Yüce Allah; İbrahim aleyhisselâma, Hz. Hacer’le İsmail aleyhisselâmı Belde-i Haram’a götürmesini vahyetti. Bunun üzerine Burak’a binen İbrahim aleyhisselâm yanına Hz. Hacer ve Hz. İsmail’i de alarak Mekke’ye gitti. O zaman Mekke’de hiç kimse, hiçbir hayvan, hatta içecek su bile yoktu. İbrahim aleyhisselâm; bu anne ve oğlu buraya bıraktı. Yanlarına da bir miktar yiyecek ve içecek bıraktı. Sonra da Şam tarafındaki ailesinin yanına geri döndü. Bir süre sonra Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in suları tükendi. Hz. Hacer su bulmak amacıyla Safa ve Merve Tepesi arasında yedi defa gidip geldi. Hz. Hacer’in Safâ ile Merve arasına gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de açlıktan susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu. Hz. Hacer son defa Merve Tepesi üzerine çıktığında bir ses duydu ve bu sesi dinleyerek topuğunu yere vurdu ve topuğunun vurduğu yerden su kaynamaya başladı. Bu suya Zemzem adı verildi. Bu kuyunun suyu, dünyanın en değerli, en mübarek suyu idi. Acıkanı doyuran, susayanın susuzluğunu gideren bir özelliğe sahipti.Hz. Hacer susuzluğunu gideren, karnını tok tutan bu sudan içiyor, yavrusuna içiriyor, Mevlasına şükrediyor, hamdediyordu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyoruz. Bir gün Cürhüm kabilesinden oluşan bir kafile, buradan geçerken suyu buldular ve hayrete düştüler. Suyu içtikleri zaman hayretleri bir kat daha arttı. Hz. Hacer’den burada konaklamak için izin aldılar ve buraya yerleştiler. Böylece Mekke’nin ilk sakinleri belli olmuştu: Evvela Hz. Hacer ve oğlu İsmail (a.s), daha sonra da Cürhüm kabilesi halkı. İbrahim aleyhisselâm arasıra Hz. Hacer ve oğlunu ziyarete geliyor ve ihtiyaçlarını gideriyordu. İbrahim aleyhisselâm bir gün rüyasında oğlu İsmail aleyhisselâmı kurban ettiğini gördü. Uyanınca buna bir mânâ veremedi. Böyle bir adağı yoktu. Fakat iki gün daha üst üste aynı rüyayı görünce bunun bir ilâhî emir olduğunu anladı ve emri yerine getirmek üzere yola çıktı. İbrahim aleyhisselâm, uzun bir yolculuktan sonra tekrar Mekke’ye geldi ve bu sıralarda yedi yaşında bulunan oğlu İsmail’i odun toplamak niyetiyle tenha bir yere götürdü. Onu, Allah rızası için kurban etmek istiyordu. Bu sevimli yavru da: “Babacığım emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulursun” diyordu. Bu, Allah yolunda olan fedakarlığın en yüce bir nişanı idi. Fakat yüce Allah lütfetti. Baba ile oğlun teslimiyetine mükâfat olarak bıçak kesmedi. Allah-ü Teâlâ, Hz. İsmail yerine kurban edilecek bir koç ihsan etti. Getirilen koç, İbrahim aleyhisselâm tarafından “Bismillahi Allahü Ekber” denilerek boğazlandı. Hz. İsmail’i kesmeyen bıçak bu defa görevini yerine getirmiş, biraz evvelki kesmeyişinin de Yüce Mevla’nın iznine bağlı olduğunu açıkça ortaya çıkmıştı. Bundan böyle Zilhicce ayının onuncu gününe rastlayan Kurban Bayramı günlerinde hali vakti yerinde olan mü’minler, bu muhterem ailenin aziz bir hatırası olarak Allah rızası için kurban kesecekler, onlardan bize kalmış olan şerefli bir sünneti icra etmiş olacaklardı. İsmail aleyhisselâm yirmi yaşında iken annesi Hacer doksan yaşlarında vefat etti. Yine bu dönemlerde İbrahim aleyhisselâm Yüce Allah’tan bir emir daha aldı. Cenâb-ı Mevla, Zat-ı Şerifi için özel olarak bir beyt (ev) yapılmasını emretmiş ve ustabaşı olarak da Sevgili Dostu’nu seçmişti. Binanın yeri Yüce Mevla tarafından tayin edilmişti. Gelen emir sonrasında Hz. İbrahim tekrar Mekke’ye geldi ve oğlu İsmail aleyhisselâm ile birlikte Kâbe’yi inşa ettiler. Bu sırada İsmail aleyhisselâm otuz yaşlarında idi. Kâbe’nin tamamlanmasından sonra İbrahim aleyhisselâm insanlara Allah’ın bir emri olan haccı ilan etmiş ve hac vazifesini tamamladıktan sonra yurduna dönmüştür.Kâbe’nin yapımı esnasında, Hz. Sâre, yüz yirmi yedi yaşında iken Kenan ilinde vefat etti. İbrahim aleyhisselâm da yine bu ilde hastalanmış ve yüz yetmiş beş yaşında vefat etmiştir. Kendisi Hz. Sâre’nin gömülü olduğu yere gömülmüştür. Hz. İbrahim’e Halilullah da denir. Ayrıca Ebu’l-Enbiya (Peygamberler Babası) olarak da bilinmektedir. Kendisi son derece misafirperver idi. Misafir bulabilmek için, iki mil hatta daha da çok yürüdüğü olurdu. Minberde hutbe okumak, misvak kullanmak, sünnet olmak, tırnak kesmek işleri Hz. İbrahim’in bazı sünnetlerindendir. İbrâhim aleyhisselâmın dîni, Hanîf dînidir. Hanif, yanlış ve sapık olan şeye hiç dalmadan doğruya yönelen mânâsınadır. İbrâhim aleyhisselâm, Babil kavminin taptığı putlara aslâ tapmayıp, onları aşağılayıp, Allahü Teâlâ’ya ibâdet ettiği için Hanîf denilmiştir. Ayrıca, kendiside eğrilik bulunmayan, dosdoğru olan din mânâsında da Hanîf dîni denilmiştir. Peygamber efendimize peygamberlik bildirilmeden önceki Araplardan birçok kimse Hanîf dînine mensuptu.İbrâhim Aleyhisselâmın bilinen mûcizeleri ise şöyledir:Cansız olan, parça parça edilmiş ve parçaları ayrı ayrı yerlere konmuş olan kuşlar (dört kuş), İbrâhim aleyhisselâmın çağırması üzere yeniden dirilmişlerdir. İbrâhim aleyhisselâmın mûcizesi ile taşlar kömür gibi yanmıştır. Rivâyete göre İbrâhim aleyhisselâm, Şam tarafına hicret ettiğinde çayırlık, çimenlik bir yerde konaklamıştı. Orada yakacak hiçbir şey bulamayan, buldukları az bir şeyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ahâli, durumlarını İbrâhim aleyhisselâma anlattı. İbrâhim aleyhisselâm taşları toplattı ve kömür gibi yaktı. Bu mûcizeyi gören pek çok kimse îmân etti. Bâzen yırtıcı ve yabânî hayvanlar İbrâhim aleyhisselâmla beraber giderler ve dile gelerek gâyet açık bir şekilde onunla konuşurlardı. Hz. İbrahim, bir defâsında, hanımı Hz. Hacer ve oğlu İsmâil'le görüşmek ve onları ziyâret etmek için Mekke'ye gitmişti. Şam'a geri dönüşünde birçok yabânî hayvan, İbrâhim aleyhisselâm ile berâber yürüyüp, onunla açıkça konuştular. İbrâhim aleyhisselâm, duvarların ve dağların arkasını da görürdü. Kendisi eşi ile beraber Mısır'a gittiğinde, zevcesi Hz. Sâre'ye musallat olmak isteyen Firavun, Hz. Sâre'yi sarayına alınca, İbrâhim aleyhisselâm dışardan içeriyi seyretmiştir. Sarayın duvarları ona cam gibi olmuş ve gözünden perde kaldırılmıştır. İbrâhim aleyhisselâmın bastığı taşın üzerinden ağaç bitip yeşermiştir. Bu istek dîne dâvet ettiği bir beldenin ahâlisinden gelmiş, duâsı üzerine mûcizeyi göstermiştir. İbrâhim aleyhisselâmın oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı. Ayrılsa bile, senelerce güzel kokusu oradan çıkmazdı. Hz. İsmâil de babasının evine gelip gittiğini, onun kokusundan anlamıştı.Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder